iSLAMi SOHBET, iSLAMi FORUM, iSLAMi CHAT, DiNi SOHBET, MENZiL SOHBET, DiNi FORUM
Duyurular: Değerli Kardeşlerim!
Yabancı Sitelerden, Sitemize (ahlak dışı içerik ekleyen) Botlar Yollanarak Üye Olunup Birtakım İçerikler Eklenebileceğinden Dolayı, ÜYE KAYIT İşlemini Yönetici Onaylı Olarak Değiştirmiş Bulunmaktayız. Yeni Üye Olacak Kardeşlerimizin En geç 24 Saat İçerisinde Üyeliği Aktif Edilecektir...
 
*
Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun. 08 Eylül 2010, 18:50:56


Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz


Sayfa: 1 ... 6 7 [8] 9   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: ALLAH ın isimleri ve manaları......  (Okunma Sayısı 1305 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
cahiliyet_dusmani
Deneme Moderator
*

Karma +0/-0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 150


BUGÜNDE ÖLMEDİM ANNE...


« Yanıtla #105 : 23 Kasım 2009, 00:37:38 »

SANİ

Sanatçı, nihayetsiz güzellikleri sanatının içinde yaratan

Dağları görürsün de, donmuş sanırsın; oysa onlar bulutların sürüklenmesi gibi sürüklenirler. Herşeyi 'sapasağlam ve yerli yerinde yapan' Allâh'ın sanatı (yapısı)dır (bu). Şüphesiz O, işlediklerinizden haberdardır. (Neml Suresi, 88)

Yeryüzünde yaratılan canlı ve cansız her varlıkta üstün bir aklın, sonsuz bir ilmin birçok deliline rastlamak mümkündür. Kuşkusuz bunlar Allâh'ın Alim sıfatısın tecellilerindendir. Ancak bu varlıklarda dikkat çeken çok önemli bir özellik daha vardır: çok ince bir sanat. Allâh'ın 'Sani' sıfatı yarattığı herşeye son derece estetik bir görünüm, kusursuzluk, ince ve benzersiz bir sanat, uyum ve dizayn olarak yansır.

Örneğin insan bedenini inceleyecek olursak kusursuz ve eksiksiz bir şekilde dizayn edildiğini görürüz. Tüm organlar olmaları gereken yerlere yerleştirilmiş; örneğin gözlerin yeri ile göğüs kafesinde korunan kalbin yeri hem birçok hikmete binaen belirlenmiş, hem de göze en hoş görünecek şekilde yaratılmıştır. İnsan vücudunun dış görünümünde simetriyi sağlayan 'altın bir oran'dan bahsetmek mümkündür; nitekim ressamlar yaptıkları çizimlerde bu 'altın oranı' kullanmaktadırlar. Öyle ki her insanın ağzı, burnu, gözleri son derece ince bir oranla olmaları gereken yere yerleştirilmiştir. Yine bedendeki simetri de ilk bakışta herkesin dikkatini çekebilecek şekildedir.

Allâh birbirinden çok farklı canlılarda yine 'Sani' sıfatını yansıtacak detaylar yaratmıştır. Hiçbirinin dış görünümü bir diğerine benzemez. Tropikal bir kuşun kanatlarında ya da bir çiçeğin yapraklarında fosforlu renkler kullanılırken; bir kelebeğin kanatlarında çok farklı tonlar yaratılmıştır. Aynı şekilde bir sürüngen ile, bir kuşun veya bir deniz canlısının görünümü de şekil olarak birbirinden apayrıdır, hiçbir benzerlik taşımaz.

Bitkiler aleminde de, Allâh'ın sonsuz sanatını gözlemek mümkündür. Öyle ki, "Yerde sizin için üretip-türettiği çeşitli renklerdekileri de (faydanıza verdi)..." (Nahl Suresi, 13) ayetinde bildirildiği gibi Allâh birbirinden farklı milyonlarca çeşit bitki ve çiçek yaratmıştır. Hepsinin kokusu, biçimi, rengi, simetrisi farklı farklıdır. Tek bir çiçeğin, örneğin bir orkidenin bile belki yüzlerce farklı görünümde, farklı renkte çeşidi vardır. Aynı şekilde tek bir çiçeğin, örneğin bir gülün birbirinden farklı pek çok rengi ve bu renklerin de kendi içlerinde farklı tonları vardır. Kuşkusuz bu renkler, tonlar, desenler apaçık bir sanatın göstergesidirler.

Ve Allâh bu kadar farklı görünümde ama her biri son derece estetik olan çeşidi gözler önüne sererek sanatındaki sonsuzluğu insanlara göstermiştir. Dileseydi her canlı türünden tek bir çeşit de yaratabilirdi. Fakat çok fazla çeşit yaratarak insanları hayrete düşürecek bir sanat meydana getirmiştir. Elbette bu sanatı kitap sayfalarında tarif etmek, eksiksiz olarak örneklendirmek mümkün değildir. Çünkü insan, dünya üzerinde kafasını çevirdiği her yerde bu sanatın örnekleriyle karşılaşacaktır. Allâh kusursuzca yaratandır.
Bu Sayfayı Paylaş
Facebook Ekle Google Ekle Yumile Ekle Yahoo Ekle Msn Ekle Netspace Ekle Ask Ekle Clesto Ekle Digg Ekle Reddit Ekle Furl Ekle Del.icio.us Ekle Submit to Jeqq Spurl Ekle Technorati Ekle Newsvine Ekle Simpy Ekle BlinkList Ekle Shadows Ekle
Kayıtlı
cahiliyet_dusmani
Deneme Moderator
*

Karma +0/-0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 150


BUGÜNDE ÖLMEDİM ANNE...


« Yanıtla #106 : 23 Kasım 2009, 00:37:56 »

SELAM

Her türlü tehlikelerden kullarını selamete çıkaran, cennetteki kullarına selam eden

O Allâh ki, O'ndan başka ilah yoktur. Melik'tir; Kuddûs'tur; Selam'dır; Mü'min'dir; Müheymin'dir; Aziz'dir; Cebbar'dır; Mütekebbir'dir. Allâh, (müşriklerin) şirk koştuklarından çok yücedir. (Haşr Suresi, 23)

Allâh Kendisi'ne inananlara sonsuz cenneti müjdelemiştir. Ancak göz ardı edilen bir gerçek vardır ki, iman edenler yalnızca ahirette değil dünyada da güzel bir yaşamla ödüllendirilmişlerdir. Allâh, dünyadaki ve ahiretteki bu müjdeyi Kuran'da şöyle bildirmiştir:

Sizin yanınızda olan tükenir, Allâh'ın katında olan ise kalıcıdır. Sabredenlerin karşılığını yaptıklarının en güzeliyle biz muhakkak vereceğiz. Erkek olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz. (Nahl Suresi, 96-97)

Kuşkusuz dünyadaki ve ahiretteki güzel yaşam, kulları üzerinde sonsuz bir şefkat sahibi olan Allâh'ın 'Selam' sıfatının tecellilerindendir. Dünyada güzel bir hayatla yaşayan, Rabbimiz'e kulluk edip yaptığı salih amellerden ecir kazanan mümin, ahirette de 'hoşnut edici ve hoşnut edilmiş olarak' cennete girecektir. Allâh samimi kullarının ahirette karşılaşacakları ortamı Kuran'da şöyle haber vermiştir:

Cennet de, muttakiler için, uzakta değildir, (o gün) yakınlaştırılmıştır.

Bu, size vadolunandır; (gönülden Allâh'a) yönelip-dönen (İslam'ın hükümlerini) koruyan,

Görmediği halde Rahman'a karşı 'içi titreyerek korku duyan' ve 'içten Allâh'a yönelmiş' bir kalb ile gelen içindir.

"Ona 'esenlik ve barış (selam)la' girin. Bu, ebedilik günüdür."

Orda diledikleri herşey onlarındır; katımızda daha fazlası da var. (Kaf Suresi, 31-35)

Allâh'ın Selam sıfatı aynı zamanda cennete kabul ettiği kullarına selam vermesi anlamına da gelir. Allâh, Yasin Suresi'nin 58. ayetinde "Çok esirgeyen Rabb'dan onlara bir de sözlü "Selam" (vardır)" şeklinde buyurarak cennete giren insanlara sözlü olarak selam vereceğini bildirir. Kuşkusuz Allâh'ın selamı müminler için olabilecek en büyük müjdedir. Ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:

İşte onlar, sabretmelerine karşılık (cennetin en gözde yerinde) odalarla ödüllendirilirler ve orda esenlik dileği ve selamla karşılanırlar. (Furkan Suresi, 75)
Bu Sayfayı Paylaş
Facebook Ekle Google Ekle Yumile Ekle Yahoo Ekle Msn Ekle Netspace Ekle Ask Ekle Clesto Ekle Digg Ekle Reddit Ekle Furl Ekle Del.icio.us Ekle Submit to Jeqq Spurl Ekle Technorati Ekle Newsvine Ekle Simpy Ekle BlinkList Ekle Shadows Ekle
Kayıtlı
cahiliyet_dusmani
Deneme Moderator
*

Karma +0/-0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 150


BUGÜNDE ÖLMEDİM ANNE...


« Yanıtla #107 : 23 Kasım 2009, 00:38:12 »

SEMİ

İşiten

Şüphesiz, kendilerine gelmiş bulunan hiçbir delil olmaksızın, Allâh'ın ayetleri konusunda mücadele edenlere gelince; onların göğüslerinde kendisine ulaşamayacakları bir büyüklük (isteğin)den başkası yoktur. Artık sen Allâh'a sığın. Şüphesiz O hakkıyla işiten, hakkıyla görendir. (Mümin Suresi, 56)

İnsana şah damarından daha yakın olan Allâh, herşeyi gören olduğu gibi işitendir de. Allâh kainattaki her sesi duyar. Uçsuz bucaksız uzayda büyük bir hızla ilerleyen galaksilerin, gezegenlerin, gök taşlarının seslerini duyduğu gibi, mikroalemde yaşayan ve insanların gözle asla göremeyeceği milyarlarca canlının da sesini duyar. Çünkü Kendisi tüm bunları yaratandır. Allâh toprağın altında yarılan tohumun da, gökyüzünde çakan şimşeğin de, yere düşen bir yağmur tanesinin veya uçan bir kuşun kanat sesini de işitir. Bu gerçek "Dedi ki: "Benim Rabbim, gökte ve yerde söylenen-sözü bilir; O, işitendir, bilendir" (Enbiya Suresi, 4)
ayetiyle bizlere bildirilmiştir. Kuşkusuz Allâh'ın büyüklüğünün ve kudretinin delillerinden biri tüm kainattaki canlı ve cansız bütün sesleri aynı anda işitmesidir.

Allâh yaşayan tüm insanların Kendisi'ne gizlice yönelerek ettikleri bütün duaları aynı anda işitir ve aynı anda icabet eder. Nitekim bir başka ayette "Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm..." (Bakara Suresi, 186)
diye bildirilmiştir. Allâh Katında zaman ve mekan olmadığı, Allâh her an her yerde olduğu için bu, O'na göre çok kolaydır. Aynı zamanda gizli fısıltıların, konuşmaların da hepsini duyar.

Allâh kalpleri ürpererek Kendisi'ne dua edenlerin, gizlice yönelip dönenlerin seslerini işittiği gibi isyan edenlerin, kalpleri inkarda direnenlerin de seslerini, kurdukları planların en ince noktalarını da işiterek bilir. O'nun ilmi her yeri kuşatmış, hiçbir canlı O'ndan gizli bir tek söz sarfedememiştir ve edemeyecektir. Bunu ahirette, ağzından çıkan her sözün karşısına getirildiğini görünce daha iyi anlayacaktır.

De ki: "Size yarara da, zarara da güç yetirmeyen Allâh'tan başka şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa Allâh, işitendir, bilendir." (Maide Suresi, 76)

Böylece Rabbi, duasını kabul etti ve onların hileli düzenlerini kendisinden uzaklaştırdı. Çünkü O, işitendir, bilendir. (Yusuf Suresi, 34)
Bu Sayfayı Paylaş
Facebook Ekle Google Ekle Yumile Ekle Yahoo Ekle Msn Ekle Netspace Ekle Ask Ekle Clesto Ekle Digg Ekle Reddit Ekle Furl Ekle Del.icio.us Ekle Submit to Jeqq Spurl Ekle Technorati Ekle Newsvine Ekle Simpy Ekle BlinkList Ekle Shadows Ekle
Kayıtlı
cahiliyet_dusmani
Deneme Moderator
*

Karma +0/-0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 150


BUGÜNDE ÖLMEDİM ANNE...


« Yanıtla #108 : 23 Kasım 2009, 00:38:31 »

ŞAFİ

 Şifa veren

"Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur;" (Şuara Suresi, 80)

İnsanın acizliğini kavradığı ve ne kadar muhtaç konumda olduğunu en çok fark ettiği anlardan biri şüphesiz hasta olduğu andır. Allâh insana bu duyguyu yaşatmak için hepsi birbirinden farklı yüzlerce hastalık yaratmıştır. Her hastalığın kişi üzerinde meydana getirdiği bedensel ve ruhsal etkiler birbirinden çok farklıdır. Ancak hepsi hikmetli bir yaratılışın delilidir. Gözle bile görülemeyen bir virüsün insanı tanınmayacak hale sokması, vücuda giren bir mikrobun kimi zaman teşhis dahi edilememesi, Allâh'ın gücünün en açık delillerindendir. Bilim adamlarının tek bir virüsü ortadan kaldırmak için yaptıkları deneyler, araştırmalar Allâh'ın yaratmadaki üstünlüğünü gözler önüne serer.

Hastalığı veren Allâh olduğu için bu hastalığın geçmesi de ancak Allâh'ın dilemesi ile olur. Allâh dilediği takdirde Şafi sıfatı ile verdiği hastalığı ortadan kaldırır. Nitekim Allâh dilemedikçe tüm dünyanın doktorları, en gelişmiş teknolojik aygıtlar, keşfedilen en son ilaçlar biraraya gelse yine de o kişinin hastalığının iyileşmesi imkansızdır. Kullanılan ilaçların hepsi, hastalığın iyileşmesi için birer vesiledir. Eğer Allâh dilerse uygulanan tedaviyi vesile kılarak kişinin iyileşmesine izin verir. Ne var ki Allâh dilemedikçe çok basit gibi görünen bir hastalık dahi kişinin ölümüne sebebiyet verebilir.

Bu durumda insanın yapması gereken, kendi aczinin yanında Rabbimiz'in sonsuz gücünü görebilmek ve sıkıntı içinde olduğu her an O'ndan yardım dilemektir. Mümin bilmelidir ki, hiçbir zaman Allâh'tan başka bir yardımcı ve veli bulamayacaktır. Hz. Eyüp bu konuda Kuran'da örnek gösterilen, Allâh'a teslimiyetli tavrıyla övülen bir elçidir. Hz. Eyüb'ün şeytan tarafından kendisine dokundurulan sıkıntı karşısında gösterdiği güzel ahlak, sabır ve tevekkül tüm müminlere örnek olmuştur: Konuyla ilgili ayette şöyle buyrulmaktadır:

Eyüp de; hani o Rabbine çağrıda bulunmuştu: "Şüphesiz bu dert (ve hastalık) beni sarıverdi. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın." (Enbiya Suresi, 83)

 Bu çağrının ardından Allâh onun duasına icabet etmiş ve onu bu sıkıntıdan kurtarmıştır. Hz. Eyüp ise sabretmenin ve yalnızca Allâh'a yönelip dönmenin büyük ecni almıştır.
Bu Sayfayı Paylaş
Facebook Ekle Google Ekle Yumile Ekle Yahoo Ekle Msn Ekle Netspace Ekle Ask Ekle Clesto Ekle Digg Ekle Reddit Ekle Furl Ekle Del.icio.us Ekle Submit to Jeqq Spurl Ekle Technorati Ekle Newsvine Ekle Simpy Ekle BlinkList Ekle Shadows Ekle
Kayıtlı
cahiliyet_dusmani
Deneme Moderator
*

Karma +0/-0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 150


BUGÜNDE ÖLMEDİM ANNE...


« Yanıtla #109 : 23 Kasım 2009, 00:38:48 »

ŞEFİ

Şefaatçi

Yoksa Allâh'tan başka şefaat ediciler mi edindiler? De ki: "Ya onlar, hiçbir şeye malik değillerse ve akıl da erdiremiyorlarsa?" De ki: "Şefaatin tümü Allâh'ındır. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Sonra O'na döndürüleceksiniz." (Zümer Suresi, 43-44)

Allâh'a şirk koşarak iman edenler O'nun huzuruna getirildiklerinde mutlaka bir şefaatçinin arkasına sığınacaklarını ve o şefaatçinin kendilerine yardımcı olacağını zannederler. İnançlarına göre bu şefaatçi kimi zaman onların günahlarını yüklenecek, kimi zaman da onları savunarak temize çıkaracaktır. Bu yüzden dünya hayatında sürekli bu sözde şefaatçiyi razı etmeye çalışırlar, daima onu zikrederler. Halbuki bu asla gerçekleşmeyecek olan bir zandır. Allâh birçok ayetinde din gününde -Allâh'ın dilemesi dışında- kimsenin kimseye şefaatte bulunamayacağını bildirmiştir. Bu ayetlerden biri şöyledir:

Dinlerini bir oyun ve eğlence (konusu) edinenleri ve dünya hayatı kendilerini mağrur kılanları bırak. Onunla (Kur'an'la) hatırlat ki, bir nefis, kendi kazandıklarıyla helake düşmesin; (böylesinin) Allâh'tan başka ne bir velisi, ne bir şefaatçisi vardır; her türlü fidyeyi verse de kabul olunmaz... (Enam Suresi, 70)

O gün kimse kimse ile dost değildir, kimse de bir başkasının günahını yüklenemez. Allâh ancak Kendisi'nden hoşnut olunacak kişinin şefaat edebileceğini söyler. Bu kişi de elbette yalnızca doğruyu söyleyecektir. İnkar edenler için o gün ne bir yardımcı ne de bir şefaatçi vardır. Hiç kimse kimse adına bir şey ödeyemez. O gün hiçbir destek, hiçbir alış veriş ve hiçbir şefaat yoktur. Hiçbir insanın Allâh'tan başka velisi ve şefaatçisi de yoktur...

Allâh; gökleri, yeri ve ikisi arasında olanları altı günde yarattı, sonra arşa istiva etti. Sizin O'nun dışında bir yardımcınız ve şefaatçiniz yoktur. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz? (Secde Suresi, 4)
Bu Sayfayı Paylaş
Facebook Ekle Google Ekle Yumile Ekle Yahoo Ekle Msn Ekle Netspace Ekle Ask Ekle Clesto Ekle Digg Ekle Reddit Ekle Furl Ekle Del.icio.us Ekle Submit to Jeqq Spurl Ekle Technorati Ekle Newsvine Ekle Simpy Ekle BlinkList Ekle Shadows Ekle
Kayıtlı
cahiliyet_dusmani
Deneme Moderator
*

Karma +0/-0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 150


BUGÜNDE ÖLMEDİM ANNE...


« Yanıtla #110 : 23 Kasım 2009, 00:39:08 »

ŞARİH

Açan

Allâh, kimin göğsünü İslam'a açmışsa, artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir, (öyle) değil mi? Fakat Allâh'ın zikrinden (yana) kalpleri katılaşmış olanların vay haline. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler. (Zümer Suresi, 22)

Allâh'ın ve ahiretin varlığı apaçıktır. Ancak buna rağmen insanların çoğu iman etmezler. Gerçek bir imanın kalbe yerleşmesi ise, ancak yukarıdaki ayette bildirildiği gibi Allâh'ın kişinin 'göğsünü İslam'a açması' ile mümkündür. Bu yüzden iman, Allâh'ın bir insana verdiği en büyük nimettir. Allâh'ın samimi kulları üzerindeki fazlı ve rahmeti olmasa hiçbirinin kurtuluş bulması mümkün olmazdı. Allâh insanları yaratırken onlara kötülüğe yönlendiren nefsi vermiş fakat bunun yanında nefse de 'fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğü) ve ondan sakınmayı ilham' ederek samimi kullarının doğru yola ulaşabilmelerini sağlamıştır.

Kişinin vicdanı vasıtasıyla ulaşabildiği bu doğru yol elbette samimi imana sahip insanlara verilen bir nimettir. Allâh başka ayetlerde bu nimeti şöyle haber vermektedir:

... Ancak Allâh size imanı sevdirdi, onu kalplerinizde süsleyip-çekici kıldı ve size inkarı, fıskı ve isyanı çirkin gösterdi. İşte onlar, doğru yolu bulmuş (irşad) olanlardır. Allâh'tan bir fazl (bir ihsan ve lütuf) ve bir nimet olarak... (Hucurat Suresi, 7-8)

Tüm delillere rağmen nasıl yaratıldığını unutarak inkara sapanların ise durumu elbette farklıdır. Allâh vicdanını kullanmayan, nefsine uyan bu insanların kalplerini İslam'a açmayacaktır. Allâh'ın bu kimseler için Kuran'da verdiği hüküm şöyledir:

Şüphesiz, inkar edenleri uyarsan da, uyarmasan da, onlar için fark etmez; inanmazlar. Allâh, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir; gözlerinin üzerinde perdeler vardır. Ve büyük azab onlaradır. (Bakara Suresi, 6-7)

Şimdi sen, kendi hevasını ilah edinen ve Allâh'ın bir ilim üzere kendisini saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözü üstüne bir perde çektiği kimseyi gördün mü? Artık Allâh'tan sonra ona kim hidayet verecektir? Siz yine de öğüt alıp-düşünmüyor musunuz? (Casiye Suresi, 23)
Bu Sayfayı Paylaş
Facebook Ekle Google Ekle Yumile Ekle Yahoo Ekle Msn Ekle Netspace Ekle Ask Ekle Clesto Ekle Digg Ekle Reddit Ekle Furl Ekle Del.icio.us Ekle Submit to Jeqq Spurl Ekle Technorati Ekle Newsvine Ekle Simpy Ekle BlinkList Ekle Shadows Ekle
Kayıtlı
cahiliyet_dusmani
Deneme Moderator
*

Karma +0/-0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 150


BUGÜNDE ÖLMEDİM ANNE...


« Yanıtla #111 : 23 Kasım 2009, 00:39:26 »

ŞEHİD

Şahit olan, her zaman ve her yerde hazır ve nazır olan

De ki: "Benimle aranızda şahid olarak Allâh yeter; kuşkusuz O, kullarından gerçeğiyle haberdardır, görendir." (İsra Suresi, 96)

Allâh ezeli ve ebedidir. Mutlak olan tek varlıktır. Zamana ve mekana bağımlı değildir. Bu nedenle geçmiş ve gelecek kavramları Allâh Katında birdir. Allâh geçmişte olan bütün olayları da gelecekte olacak olanları da bilir. Kainatın ilk yaratıldığı andan itibaren, yok olacağı kıyamet gününe kadarki son ana kadar herşeye şahit olandır.

Yaşanan her olayı, yapılan her konuşmayı bilir. Allâh Katında gizli olan hiçbir şey yoktur. O'nun için gündüzün aydınlığı da gecenin karanlığı da birdir. Allâh 'gecenin örtüsü' altında gizlenenlerin, biraraya gelerek fısıldaşanların bütün konuşmalarına da şahittir. Cahil olan insan gece karanlığının günahlarını gizleyeceğine, hiç kimse tarafından görülmeyeceğine ve bilinmeyeceğine inanır. Oysa Allâh insana her an, her yerde şahittir. Tek başınayken de milyarlarca insanın arasındayken de insanın durumu Allâh Katında aynıdır. Kuran'da bu durum şöyle haber verilmektedir:

Allâh'ın göklerde ve yerde olanların tümünü gerçekten bilmekte olduğunu görmüyor musun? (Kendi aralarında gizli toplantılar düzenleyip) Fısıldaşmakta olan üç kişiden dördüncüleri mutlaka O'dur; beşin altıncısı da mutlaka O'dur. Bundan az veya çok olsun, her nerede olsalar mutlaka O, kendileriyle beraberdir. Sonra yaptıklarını kıyamet günü kendilerine haber verecektir. Şüphesiz Allâh, herşeyi bilendir. (Mücadele Suresi, 7)

Allâh tüm insanların her an, her saniye kalplerindeki niyete, akıllarından geçen her düşünceye şahit olandır. Dünyada insanların yaşadıkları her olaya şahit olan Allâh hesap gününde onlara yapmakta olduklarının tam karşılığını, eksiksizce verecektir. Allâh'ın kendisini görmeyeceğini, konuşmalarını duymayacağını zannedenler ve gizli günahlarının karşılarına hiçbir zaman çıkmayacağını düşünenler, kıyamet gününde ne kadar yanıldıklarını anlayacaklardır. Zira Allâh bir insanın doğduğu andan son nefesini verdiği ölüm anına kadar yaşadığı her olaya tüm ayrıntıları ile şahit olmuştur. "Allâh, hepsini dirilteceği gün, onlara neler yaptıklarını haber verecektir. Allâh, onları (yaptıklarıyla bir bir) saymıştır; onlar ise onu unutmuşlardır. Allâh, herşeye şahid olandır" (Mücadele Suresi, 6) ayetiyle bildirdiği gibi de, insanın işlediği herşey ahirette tam karşılığını görecektir. Ayetlerde şöyle buyrulur:

Senin içinde olduğun herhangi bir durum, onun hakkında Kuran'dan okuduğun herhangi bir şey ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki, ona (iyice) daldığınızda, Biz sizin üzerinizde şahidler durmuş olmayalım. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın. (Yunus Suresi, 61)

Fakat Allâh, sana indirdiğiyle şahidlik eder ki, O, bunu kendi ilmiyle indirmiştir. Melekler de şahittirler. Şahid olarak Allâh yeter. (Nisa Suresi, 166)

Onlara vaadettiğimiz (azabın) bir kısmını sana gösteririz veya senin hayatına son veririz (de görmen ahirete kalır.) Onların dönüşleri Bizedir, sonra Allâh işlediklerine şahiddir. (Yunus Suresi, 46)

Biz ayetlerimizi hem afakta, hem kendi nefislerinde onlara göstereceğiz; öyle ki, şüphesiz onun hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun. Herşeyin üzerinde Rabbinin şahid olması yetmez mi? (Fussilet

Suresi, 53)
Bu Sayfayı Paylaş
Facebook Ekle Google Ekle Yumile Ekle Yahoo Ekle Msn Ekle Netspace Ekle Ask Ekle Clesto Ekle Digg Ekle Reddit Ekle Furl Ekle Del.icio.us Ekle Submit to Jeqq Spurl Ekle Technorati Ekle Newsvine Ekle Simpy Ekle BlinkList Ekle Shadows Ekle
Kayıtlı
cahiliyet_dusmani
Deneme Moderator
*

Karma +0/-0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 150


BUGÜNDE ÖLMEDİM ANNE...


« Yanıtla #112 : 23 Kasım 2009, 00:39:43 »

ŞEKÜR

Kendi rızası için yapılan iyi işlere daha güzeliyle karşılık veren

Eğer Allâh'a güzel bir borç verecek olursanız, onu sizin için kat kat artırır ve sizi bağışlar. Allâh Şekûr'dur (şükrü kabul edip çok ihsan eden), Halim'dir (cezayı vermekte acele etmeyendir). (Tegabün Suresi, 17)

Kuşkusuz Allâh yeryüzünde insanlara sayısız nimet vermiş ve bunların karşılığında da yalnızca şükredici bir kul olmalarını emretmiştir. Allâh İbrahim Suresi'nin 7. ayetinde şükrün önemine şöyle dikkat çekmektedir: "Rabbiniz şöyle buyurmuştu: "Andolsun, eğer şükrederseniz gerçekten size artırırım ve andolsun, eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz, Benim azabım pek şiddetlidir."

Elbette Allâh'tan gelen tüm nimetlere karşılık olarak şükretmekten kaçınan bir insanın karşılığı ahirette eksiksiz olarak verilecektir. Bu, Allâh'ın sonsuz adaletinin bir tecellisidir. Ancak Allâh kullarına karşı çok şefkatli ve merhametlidir. Bir başka ayetinde şöyle hükmetmiştir:

Gerçek şu ki, Allâh zerre ağırlığı kadar haksızlık yapmaz. (Bu ağırlıkta) Bir iyilik olursa, onu kat kat kılar ve Kendi yanından pek büyük bir ecir verir. (Nisa Suresi, 40)

Yukarıdaki ayette de görüldüğü gibi Allâh nankörlük edeni azapla cezalandıracak ancak iyilikte bulunanların ecrini de kat kat artıracaktır. Kim Allâh için bir hayır işlerse hesap gününde daha güzeliyle karşılığını alacaktır. Kim Allâh için bir sevapta bulunursa hesap gününde daha iyisiyle karşılaşacaktır.

İşte Allâh, iman edip salih amellerde bulunan kullarına böyle müjde vermektedir.

De ki: "Ben buna karşı yakınlıkta sevgi dışında sizden hiçbir ücret istemiyorum. "Kim bir iyilik kazanırsa, Biz ondaki iyiliği artırırız. Gerçekten Allâh, bağışlayandır, şükredene karşılığını verendir. (Şura Suresi, 23)

Çünkü (Allâh,) ecirlerini noksansız olarak öder ve Kendi fazlından onlara artırır. Şüphesiz O, bağışlayandır, şükrü kabul edendir. (Fatır Suresi, 30)

Derler ki: "Bizden hüznü giderip yok eden Allâh'a hamdolsun; şüphesiz Rabbimiz, gerçekten bağışlayandır, şükrü kabul edendir." (Fatır Suresi, 34)
Bu Sayfayı Paylaş
Facebook Ekle Google Ekle Yumile Ekle Yahoo Ekle Msn Ekle Netspace Ekle Ask Ekle Clesto Ekle Digg Ekle Reddit Ekle Furl Ekle Del.icio.us Ekle Submit to Jeqq Spurl Ekle Technorati Ekle Newsvine Ekle Simpy Ekle BlinkList Ekle Shadows Ekle
Kayıtlı
cahiliyet_dusmani
Deneme Moderator
*

Karma +0/-0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 150


BUGÜNDE ÖLMEDİM ANNE...


« Yanıtla #113 : 23 Kasım 2009, 00:40:01 »

TEVVAB

Tevbeleri kabul edip günahları bağışlayan

Ancak tevbe edenler, (kendilerini ve başkalarını) düzeltenler ve (indirileni) açıklayanlar(a gelince); artık onların tevbelerini kabul ederim. Ben, tevbeleri kabul edenim, esirgeyenim. (Bakara Suresi, 160)

Allâh'ın ayetlerinde de bildirdiği gibi insan 'cahil ve nankör' olarak yaratılmıştır. Her an hata yapmaya, günah işlemeye, zaafa düşmeye açık bir nefse sahiptir. Ayrıca kendisini sürekli olarak Allâh'a isyana sürüklemeye, vesvese vermeye çalışan şeytan gibi bir de düşmanı vardır. Ancak insana sayılan bu olumsuzluklar sebebiyle düşebileceği hataları telafi etmek için bir yol gösterilmiştir: Tevbe etmek...

Yukarıda da belirttiğimiz gibi insan her an hataya düşebilir, günah işleyebilir veya bir vesveseye kapılabilir. Ancak ne kadar büyük bir hata yaparsa yapsın kendisi için bir dönüş yolu vardır. Allâh samimi olarak tevbe eden kullarının tevbelerini kabul eder ve onları bağışlar. Bu yüzden bir insan geçmişinde ne kadar gafil olursa olsun, umutsuzluğa kapılması doğru olmaz. Allâh Kuran'da şöyle haber verir:

(Benden onlara) De ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allâh'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allâh, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir. (Zümer Suresi, 53)

Ancak tüm bunların yanında unutulmaması gereken çok önemli bir gerçek vardır:

Allâh'ın (kabulünü) üzerine aldığı tevbe, ancak cehalet nedeniyle kötülük yapanların, sonra hemencecik tevbe edenlerin(kidir). İşte Allâh, böylelerinin tevbelerini kabul eder. Allâh, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır. Tevbe; ne, kötülükleri yapıp-edip de onlardan birine ölüm çatınca: "Ben şimdi gerçekten tevbe ettim" diyenler, ne de kafir olarak ölenler için değil. Böyleleri için acı bir azap hazırlamışızdır. (Nisa Suresi, 17-18)

Yukarıdaki ayetlerde de bildirildiği gibi Allâh, ancak samimi kullarının tevbelerini kabul eder. Çünkü tevbe gerçek bir pişmanlık ve bir daha tekrar etmeme kararı ile bir anlam kazanır. Aksi takdirde tüm yaşamını Allâh'ın emirlerine isyan edip, şeytanın yoluna uyarak geçirmiş birinin ölümle karşılaştığı anda gerçeği fark ettiğinden dolayı tavrını değiştirmesinin anlamı olmayacaktır. Nitekim bu konuda Kuran'da Firavun'un samimiyetsiz tevbesinden şöyle bahsedilmiştir:

Biz, İsrailoğullarını denizden geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun): "İsrailoğullarının kendisine inandığı (ilahtan) başka ilah olmadığına inandım ve ben de Müslümanlardanım" dedi. Şimdi, öyle mi? Oysa sen önceleri isyan etmiştin ve bozgunculuk çıkaranlardandın. (Yunus Suresi, 90-91)

(Savaştan) Geri bırakılan üç (kişiyi) de (bağışladı). Öyle ki, bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmişti, nefisleri de kendilerine dar (sıkıntılı) gelmişti ve O'nun dışında (yine) Allâh'tan başka bir sığınacak olmadığını iyice anladılar. Sonra tevbe etsinler diye onların tevbesini kabul etti. Şüphesiz Allâh, (yalnızca) O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir. (Tevbe Suresi, 118)

Eğer Allâh'ın sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı ve Allâh gerçekten tevbeleri kabul eden hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı (ne yapardınız)? (Nur Suresi, 10)
Bu Sayfayı Paylaş
Facebook Ekle Google Ekle Yumile Ekle Yahoo Ekle Msn Ekle Netspace Ekle Ask Ekle Clesto Ekle Digg Ekle Reddit Ekle Furl Ekle Del.icio.us Ekle Submit to Jeqq Spurl Ekle Technorati Ekle Newsvine Ekle Simpy Ekle BlinkList Ekle Shadows Ekle
Kayıtlı
cahiliyet_dusmani
Deneme Moderator
*

Karma +0/-0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 150


BUGÜNDE ÖLMEDİM ANNE...


« Yanıtla #114 : 23 Kasım 2009, 00:40:19 »

VAHİD

Tek olan, Zatında, sıfatlarında, işlerinde, isimlerinde, hükümlerinde, asla ortağı veya benzeri, dengi bulunmayan Sizin ilahınız

tek bir ilahtır; O'ndan başka ilah yoktur; O, Rahman'dır, Rahim'dir (bağışlayan ve esirgeyendir). (Bakara Suresi, 163)

Allâh'ın büyüklüğünü kavrayamayan insanlar yüzyıllardır Allâh'a denk güçler bulmaya çalışmışlar ve bunun sonucunda gözlerinde yücelttikleri şeylere tapmışlardır. Kimisi çok parlak ve güçlü gördüğü için Güneş'i daha üstün tutmuş ve ona tapmış, kimisi de yıldızların önünde eğilmiştir. Hatta bazıları tüm acizliklerine rağmen, kendilerinin de güç sahibi olduklarını söyleme cesaretini göstermişlerdir. Kuran'da Hz. İbrahim'le Allâh'ın gücü ve birliği konusunda tartışan kişi bu konuya verilebilecek en vurucu örnektir. Hz. İbrahim ise Allâh'a kimsenin ortak olamayacağını şöyle bir örnekle ispat etmiştir:

Allâh, kendisine mülk verdi, diye Rabbi konusunda İbrahim'le tartışmaya gireni görmedin mi? Hani İbrahim: "Benim Rabbim diriltir ve öldürür" demişti; o da: "Ben de öldürür ve diriltirim" demişti. (O zaman) İbrahim: "Şüphe yok, Allâh Güneş'i doğudan getirir, (hadi) sen de onu batıdan getir" deyince, o inkarcı böylece afallayıp kalmıştı. Allâh, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez. (Bakara Suresi, 258)

Allâh'tan başka ilahlar edinmek, yalnızca geçmişte yaşayan insanlara mahsus bir akılsızlık değildir. Günümüzde de pek çok insan Allâh'a ortak koşarak, O'nun eşinin ve benzerinin olamayacağını inkar eder. Bu kimseler belki görünürde Güneş, yıldızlar vs. gibi birer put edinmemişlerdir; ama onlar da kendileri gibi aciz olan diğer insanlara veya değer verdikleri metalara (zenginlik, güzellik, güç vs.) taparlar. Örneğin, tüm yaşamlarını zenginlik, mal-mülk edinmek uğruna harcar ve bu arada Allâh'ın kendilerinden razı olup olmadığını hiç düşünmezler. Allâh'ı insanlarla, diğer varlıklarla veya metalarla eş tutarlar ki bu da apaçık bir şirktir.

Allâh yaratandır. Kimse Güneş'i batıdan getiremez, kimse uzayda olağanüstü bir hızla genişleyen kainatı durduramaz, kimse göğü ve yeri tutamaz ve kimse yoktan bir insan yaratamaz. Bunları ancak kainatta tek olan ve eşi olmayan Allâh yapar. Yaratan'la yaratılan ise asla eşit değildir. Kuran'da şirk koşulanların acizliğinden şöyle bahsedilir:

Ey insanlar, (size) bir örnek verildi; şimdi onu dinleyin. Sizin, Allâh'ın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun için biraraya gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de. (Hac Suresi, 73)

... Yoksa Allâh'a, O'nun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma, kendilerince birbirine mi benzeşti? De ki: "Allâh, herşeyin yaratıcısıdır ve O, tektir, kahredici olandır. (Rad Suresi,16)

... Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allâh'ın elçisi ve kelimesidir. Onu ('OL' kelimesini) Meryem'e yöneltmiştir ve O'ndan bir ruhtur. Öyleyse Allâh'a ve elçisine inanınız; "üçtür" demeyiniz. (Bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır. Allâh, ancak bir tek ilahtır. O, çocuk sahibi olmaktan yücedir. Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Vekil olarak Allâh yeter. (Nisa Suresi, 171
Bu Sayfayı Paylaş
Facebook Ekle Google Ekle Yumile Ekle Yahoo Ekle Msn Ekle Netspace Ekle Ask Ekle Clesto Ekle Digg Ekle Reddit Ekle Furl Ekle Del.icio.us Ekle Submit to Jeqq Spurl Ekle Technorati Ekle Newsvine Ekle Simpy Ekle BlinkList Ekle Shadows Ekle
Kayıtlı
cahiliyet_dusmani
Deneme Moderator
*

Karma +0/-0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 150


BUGÜNDE ÖLMEDİM ANNE...


« Yanıtla #115 : 23 Kasım 2009, 00:40:37 »

VARİS

Servetlerin geçici sahipleri elleri boş olarak yokluğa döndükten sonra varlığı devam eden, servetlerin hakiki sahibi

Biz, yaşama biçimleriyle 'refah içinde şımarıp azmış' nice şehri yıkıma uğrattık. İşte meskenleri; çok az (bir zaman) dışında (onlarda) kendilerinden sonra oturulabilmiş değildir. (Onlara) Varis olanlar Biziz. (Kasas Suresi, 58)

İnsanlar dünyadaki yaşamları boyunca sürekli olarak bir şeyler kazanmaya, zenginliklerini, mallarını, mülklerini artırmaya çalışırlar. Hatta kimi insanda bu, öylesine büyük bir hırstır ki, hayatı boyunca başka hiçbir amaç edinmeden, varlığının gerçek nedenini hiç düşünmeden sabah akşam daha fazlasını elde etmek uğruna çalışıp didinir. Ancak bu insanların göz ardı ettikleri bir gerçek vardır:

De ki: "Davranış (ameller) bakımından en çok hüsrana uğrayacak olanları size haber vereyim mi? Onların, dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken, kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta sanıyorlar. (Kehf Suresi, 103-104)

Evet, bu insanlar hayatları boyunca kendilerine edindikleri boş bir amaç uğruna çaba harcayıp dururlar. Fakat bir gün, belki de hiç beklemedikleri bir anda ölüm melekleri gelir ve Allâh'ın emriyle onların canlarını alır. Herkesin imrendiği büyük bir servete sahip olan bu insanlar yalnızca bir beze sarılarak toprağın birkaç metre altına gömülürler ve ahirete giderken hayatları boyunca kazandıkları hiçbir şeyi yanlarında götüremezler. Toprağın içine çıplak bedenlerinden başka hiçbirşey konmaz. Onlar istemeseler de evleri, arabaları, tüm malları, toprakları ve evlatları geride kalır. Ahirette yanlarında buldukları ise yalnızca takvaları ve Allâh'a olan yakınlıklarıdır.

Onların arkasından yeryüzüne mirasçı olan ise yalnızca Allâh ve O'nun zengin kıldığı samimi kullarıdır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bir insan ne kadar isterse istesin malına, mülküne, dünyadaki itibarına, zenginliğine sonsuza kadar sahip olamaz. Elindeki herşey ona kısa bir süre kullanması için dünyada verilen nimetlerdir. Ancak bu nimetleri veren Allâh dilediği zaman kişinin canını alır ve malını dünyada, bedenini de toprakta bırakarak Allâh'ın huzuruna çıkarılır...

Şüphesiz Biz, gerçekten Biz yaşatır ve öldürürüz ve varis olanlar Biziz. (Hicr Suresi, 23)

Zekeriya da; hani Rabbine çağrıda bulunmuştu: "Rabbim, beni yalnız başıma bırakma, sen mirasçıların en hayırlısısın." (Enbiya Suresi, 89)
Bu Sayfayı Paylaş
Facebook Ekle Google Ekle Yumile Ekle Yahoo Ekle Msn Ekle Netspace Ekle Ask Ekle Clesto Ekle Digg Ekle Reddit Ekle Furl Ekle Del.icio.us Ekle Submit to Jeqq Spurl Ekle Technorati Ekle Newsvine Ekle Simpy Ekle BlinkList Ekle Shadows Ekle
Kayıtlı
cahiliyet_dusmani
Deneme Moderator
*

Karma +0/-0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 150


BUGÜNDE ÖLMEDİM ANNE...


« Yanıtla #116 : 23 Kasım 2009, 00:40:54 »

VASİ

Geniş olan

Ey iman edenler, içinizden kim dininden geri döner (irtidat eder)se, Allâh (yerine) Kendisinin onları sevdiği, onların da Kendisini sevdiği müminlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise 'güçlü ve onurlu,' Allâh yolunda cihad eden ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir. Bu, Allâh'ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. Allâh (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir. (Maide Suresi, 54)

Allâh'ın genişliği tüm evreni kuşatmıştır. Yokluktan varlığı yaratan Allâh mekana bağımlı değildir, tüm mekanların üstündedir. Çünkü mekanı da yaratan Allâh'tır. Birçok toplumda Allâh'ın göklerde olduğu zannı yaygındır. Allâh'a dua ettiklerinde insanlar, yüzlerini göğe çevirerek batıl bir tutum içine girerler. Gerçekte ise; "Doğu da Allâh'ındır, batı da. Her nereye dönerseniz Allâh'ın yüzü (kıblesi) orasıdır. Şüphesiz ki Allâh, kuşatandır, bilendir." (Bakara Suresi, 115)

Oysa Allâh, Kuran'da 'göklerin ve yerin Rabbi' olduğunu bizlere bildirir. Bütün genişliğe sahip olanın da Kendisi olduğunu söyler. Allâh her yere istiva etmiştir. Allâh'ın mülkü geniştir. Nimetleri tükenmez, rahmetinin sınırı yoktur, bağışlaması da çok geniş olandır. Kullarının tüm ihtiyaçlarını onlar hiçbir şey yapmadan karşılayan Allâh'ın rahmeti ve merhameti sonsuzdur.

''Vasi' sıfatı özellikle müminler üzerinde çok yoğun olarak tecelli eder. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Allâh'ın rahmeti ve merhameti son derece geniştir. İnanan kullarını rahmetiyle sarıp kuşatmıştır ve dünyada onları tüm düşmanlardan korur. Örneğin insanlardan bazıları dine zarar verebilmek kastıyla müminlere gelecek nimetleri engellemeye, onlara zorluk çıkarmaya çalışırlar. Veya münafıklar, "... Allâh'ın Resûlü yanında bulunanlara hiçbir infak (harcama)da bulunmayın, sonunda dağılıp gitsinler..." (Münafikun Suresi, 7) diyerek sözde inananlara zarar verebileceklerini zannederler. Oysaki münafıkların göz ardı ettikleri bir gerçek vardır: Allâh, dilediği kulunu geniş rahmet hazinesinden zengin kılar. Çünkü göklerin ve yerin hazineleri O'nundur. Allâh'ın geniş rahmet sahibi olduğu bir ayette şöyle bildirilir:

"Ve sizin dininize uyanlardan başkasına inanıp güvenmeyin." De ki: "Şüphesiz doğru yol Allâh'ın dosdoğru yoludur. Size verilenin bir benzeri birine (İslam peygamberine) veriliyor ya da Rabbinizin katında onlar (Müslümanlar) size karşı deliller getiriyorlar, diye mi (bu telaşınız?) De ki: "Şüphesiz 'lutuf ve ihsan (fazl)' Allâh'ın elindedir, onu dilediğine verir. Allâh (rahmeti) geniş olandır, bilendir." (Al-i İmran Suresi, 73)
Bu Sayfayı Paylaş
Facebook Ekle Google Ekle Yumile Ekle Yahoo Ekle Msn Ekle Netspace Ekle Ask Ekle Clesto Ekle Digg Ekle Reddit Ekle Furl Ekle Del.icio.us Ekle Submit to Jeqq Spurl Ekle Technorati Ekle Newsvine Ekle Simpy Ekle BlinkList Ekle Shadows Ekle
Kayıtlı
cahiliyet_dusmani
Deneme Moderator
*

Karma +0/-0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 150


BUGÜNDE ÖLMEDİM ANNE...


« Yanıtla #117 : 23 Kasım 2009, 00:41:12 »

VEDUD

İyi kullarını seven, onları rahmet ve rızasına erdiren, yahut sevilmeye ve dostluğu kazanılmaya tek layık olan

O, çok bağışlayandır, çok sevendir. (Büruc Suresi, 14)

Allâh insanları Kendisi'ne kulluk etmeleri için yaratmıştır. Fakat buna rağmen kimisi Allâh'ı inkar eder, kimisi de ölene kadar içten bir samimiyetle O'na sadık kalır. Allâh, Kendisi'ne vefa gösteren kullarına çok yakındır, dua ettikleri zaman onları işitir ve icabet eder, bir zorlukla karşılaştıklarında daima onların yanındadır. Allâh iman edenleri hayatlarının her döneminde yardımıyla destekler.

Bir insanın dünya hayatında kazanabileceği en büyük nimetlerden biri olan Allâh'ın dostluğudur. Allâh'ın sevdiği kulları son derece şerefli ve seçkin bir yaşantı sürdürürler. Böyle insanlar her zaman hayranlık ve takdir kazanabilecek üstün bir ahlaka sahip olurlar.

Allâh sevgili kullarını Kendi rahmeti içine sokar, onların cennete girmelerine izin verir. Peygamberler ve salih müminler Allâh'ın sevgisini kazanmış çok değerli insanlardır. Onlar da Allâh'ı çok severler ve yalnızca O'nun hoşnutluğunu kazanmak için yaşamlarının sürdürürler. Şüphesiz Allâh'ın bir insanı sevmesi ve onu dost edinmesi insana verilebilecek en büyük nimetlerden biridir.

Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Gerçekten benim Rabbim, esirgeyendir, sevendir. (Hud Suresi, 90)
Bu Sayfayı Paylaş
Facebook Ekle Google Ekle Yumile Ekle Yahoo Ekle Msn Ekle Netspace Ekle Ask Ekle Clesto Ekle Digg Ekle Reddit Ekle Furl Ekle Del.icio.us Ekle Submit to Jeqq Spurl Ekle Technorati Ekle Newsvine Ekle Simpy Ekle BlinkList Ekle Shadows Ekle
Kayıtlı
cahiliyet_dusmani
Deneme Moderator
*

Karma +0/-0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 150


BUGÜNDE ÖLMEDİM ANNE...


« Yanıtla #118 : 23 Kasım 2009, 00:41:30 »

VEHHAB

Bağışı çok olan, karşılıksız armağan eden

Yoksa, güçlü ve üstün olan, karşılıksız bağışlayan Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? (Sad Suresi, 9)

Daha önce de bahsettiğimiz gibi Allâh müminlere cennette sonsuz bir mutluluk vaat etmiş ve bu sonsuz mutluluğu dünya hayatları sırasında da başlatmıştır. Salih kullarını dünyada da güzel bir hayatla yaşatacağını vaat etmiştir. Bu yüzden samimi müminlerin Rabbimizden isteyecekleri hiçbir şeyin sınırı yoktur. Müminler, kendilerini Allâh'a yaklaştıracak, O'nu anmalarını, O'na şükretmelerini sağlayacak herşeyi sınırsız olarak isteyebilirler. Elbette Allâh bu isteklere dilediği şekilde icabet eder ve müminler için Rabbimiz'in icabeti her zaman en hayırlı şekilde olur. Bu konuda Kuran'da verilen bir örnek Hz. Süleyman'ın duasıdır. Bir ayette Hz. Süleyman'ın 'gerçekten ben mal sevgisini Allâh'ı zikretmekten dolayı tercih ettim' (Sad Suresi, 32) dediği ve daha sonra başka bir ayette şöyle dua ettiği bildirilmiştir:

Rabbim, beni bağışla ve benden sonra hiç kimseye nasib olmayan bir mülkü bana armağan et. Şüphesiz Sen, karşılıksız armağan edensin. (Sad Suresi, 35)

Yukarıdaki ayette görüldüğü gibi Hz. Süleyman Allâh'tan 'hiç kimseye nasip olmayan bir mülk' istemiş ve Rabbimiz'i 'Vehhab' sıfatı ile anmıştır. Çünkü bilmektedir ki, Allâh samimi kullarına dünyada ve ahirette karşılıksız olarak armağan eden, işledikleri salih amellerin karşılığını kat kat artırandır. Bir ayette şöyle buyrulur:

Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi kaydırma ve katından bize bir rahmet bağışla. Şüphesiz, bağışı en çok olan Sensin Sen. (Al-i İmran Suresi, Cool
Bu Sayfayı Paylaş
Facebook Ekle Google Ekle Yumile Ekle Yahoo Ekle Msn Ekle Netspace Ekle Ask Ekle Clesto Ekle Digg Ekle Reddit Ekle Furl Ekle Del.icio.us Ekle Submit to Jeqq Spurl Ekle Technorati Ekle Newsvine Ekle Simpy Ekle BlinkList Ekle Shadows Ekle
Kayıtlı
cahiliyet_dusmani
Deneme Moderator
*

Karma +0/-0
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 150


BUGÜNDE ÖLMEDİM ANNE...


« Yanıtla #119 : 23 Kasım 2009, 00:41:53 »

VEKİL

İşlerini Kendisine bırakanların işini düzeltip, onların yapabileceğinden daha iyisini temin eden

"Tamam-kabul" derler. Ama yanından çıktıkları zaman, onlardan bir grup, karanlıklarda senin söylediğinin tersini kurarlar. Allâh, karanlıklarda kurduklarını yazıyor. Sen de onlardan yüz çevir ve Allâh'a tevekkül et. Vekil olarak Allâh yeter. (Nisa Suresi, 81)

Allâh iman sahibi olan, samimi kullarına karşılaştıkları her türlü durum ve şartta Kendisi'ne güvenmelerini söyler. Nitekim tüm peygamberler Allâh'ın dinini anlatırken, birçok zorlukla karşılaşmış, hitap ettikleri topluluklar çoğu zaman onlara düşmanlıkla karşı çıkmışlardır. Ancak elçiler, Allâh'ın birliğini, O'nun emir ve yasaklarını anlatma konusunda her zaman cesur ve kararlı bir tutum sergilemişlerdir. Hep Allâh'ı vekil edinmişler, yalnızca O'nun hoşnutluğunu gözetmişlerdir.

Allâh dinine yardım edenlere yardım edeceğini Kuran'da bizlere bildirmiştir. Elbette ki müminlerin karşısında onlara karşı mücadele eden, şeytanı izleyen topluluklar daima olur. Bu topluluklar müminleri engellemek için geniş kapsamlı planlar kurabilirler. İncitici sözler ve iftiralarla müminlerin şevklerini kırmaya çalışırlar. Ama hiçbir zaman istedikleri olmaz. Onların güvendiği şeyler Allâh'ın gücü ve sonsuz aklı yanında geçersizdir. Allâh kurdukları her planı en ince detayına kadar bilen ve görendir. Allâh küfrün tuzaklarını bozulmuş olarak yaratır. Allâh Kendisi'ni dost edinmiş, sabırlı ve kararlı müminlere yardım eder. Olabilecek en güzel sonuçla müminleri başarıya kavuşturur. Bu son derece metafizik, asla inkarcıların anlayamayacakları ve sahip olamayacakları büyük bir güçtür. Mütevekkil müminler bu sayede maddi ve manevi yönden büyük bir kuvvet kazanmış olurlar. Allâh Kuran'da yalnızca Kendisi'ne yönelen kullarının kazandığı güçle ilgili ayetlerde şöyle buyurmaktadır:

Kim ihsanda bulunan (biri) olarak yüzünü (kendini) Allâh'a teslim ederse, artık gerçekten o kopmayan bir kulpa yapışmıştır. Bütün işlerin sonu Allâh'a varır. (Lokman Suresi, 22)

Onlar, kendilerine insanlar: "Size karşı insanlar topla(n)dılar, artık onlardan korkun" dedikleri halde imanları artanlar ve: "Allâh bize yeter, O ne güzel vekildir" diyenlerdir. (Al-i İmran Suresi, 173)

Allâh'ı vekil edinmelerinin karşılığını ise herzamanki gibi zafer olmuştur. Ayetlerde şöyle buyrulur:

Bundan dolayı, kendilerine hiçbir kötülük dokunmadan bir bolluk (fazl) ve Allâh'tan bir nimetle geri döndüler. Onlar, Allâh'ın rızasına uydular. Allâh, büyük fazl (ve ihsan) sahibidir. (Al-i İmran Suresi, 174)

(Allâh,) Doğunun ve batının Rabbidir. O'ndan başka ilah yoktur. Şu halde (yalnızca) O'nu vekil tut. (Müzzemmil Suresi, 9)

De ki: "Allâh'ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O, bizim mevlamızdır. Ve müminler yalnızca Allâh'a tevekkül etmelidirler." (Tevbe Suresi, 51)
Bu Sayfayı Paylaş
Facebook Ekle Google Ekle Yumile Ekle Yahoo Ekle Msn Ekle Netspace Ekle Ask Ekle Clesto Ekle Digg Ekle Reddit Ekle Furl Ekle Del.icio.us Ekle Submit to Jeqq Spurl Ekle Technorati Ekle Newsvine Ekle Simpy Ekle BlinkList Ekle Shadows Ekle
Kayıtlı
Sayfa: 1 ... 6 7 [8] 9   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  


MySQL Kullanıyor PHP Kullanıyor Powered by SMF 1.1.11 | SMF © 2006-2009, Simple Machines LLC
SimplePortal 2.3 © 2008-2009, SimplePortal



TurkeyRank.Com - Pagerank Servisi

Site-rehberi - Dini Sohbet - -Dini Sohbet Odaları -sohbet -sohbet odaları -forum - islami sohbet

XHTML 1.0 Uyumlu! CSS Uyumlu! Dilber MC Theme by HarzeM